Peygamber efendimiz namaz sonrası nasıl tesbihat yapardı ?

Koray

New member
Ancak burada da erkekleri tek bir grup olarak değerlendirmemek gerekir. Bazı erkekler kadınların camideki deneyimlerini hiç düşünmemiş olabilir. Bazıları bu konuda hassas olabilir. Bazıları ise kendi aile veya çevresindeki geleneksel anlayışlarla dinî kaynaklar arasında bir gerilim yaşayabilir.

Sosyal meseleleri çözmenin ilk adımı, insanları “iyi erkekler-kötü erkekler” veya “bilinçli kadınlar-bilinçsiz kadınlar” şeklinde sınıflandırmak değil, davranışların ve kurumların nasıl sonuçlar doğurduğuna bakmaktır.

Sınıf Farkı Tesbihat Deneyimini Nasıl Etkileyebilir?

Tesbihatın kendisi ekonomik açıdan oldukça erişilebilir bir ibadettir. İnsan 33 defa “Sübhânallah” demek için ekonomik imkâna ihtiyaç duymaz. Bu yönüyle zikir, maddi kaynaklardan bağımsız olarak gerçekleştirilebilen bir ibadettir.

Fakat ibadetin gerçekleştirildiği sosyal koşullar aynı derecede eşit olmayabilir.

Uzun çalışma saatleri olan bir işçiyle emeklilik dönemindeki bir kişinin namaz sonrasında camide kalabilme süresi aynı değildir. Vardiyalı çalışan biri cemaatle namaz kılmak için ciddi bir zaman planlaması yapmak zorunda kalabilir. İşveren konumundaki kişinin ise aynı zaman üzerinde daha fazla kontrolü olabilir.

Dolayısıyla “Herkes eşit biçimde ibadet edebiliyor” demek ile “Herkes aynı sosyal koşullara sahip” demek birbirinden farklıdır.

Burada dinî ibadetin kendisini sınıfsal bir ayrıcalık olarak görmek yerine, ibadete erişimi etkileyen sosyal şartları incelemek daha sağlıklı olacaktır.

Irk, Etnik Köken ve İslam Toplumunda Eşitlik Meselesi

Irk ve etnik köken açısından da benzer bir tartışma yapılabilir. İslam’ın erken dönem toplumsal yapısı farklı kabilelerden, bölgelerden ve kültürel çevrelerden gelen insanların aynı dinî topluluk içerisinde buluşmasını içeriyordu.

Bu açıdan ibadette kullanılan zikir ifadelerinin ortak olması dikkat çekicidir. Arap, Habeşli, İranlı, Bizans coğrafyasından gelen veya farklı kabilelere mensup insanların aynı şekilde Allah’ı anması, ibadet dilinin ortaklaştırıcı niteliğini gösterir.

Ancak burada tarihsel romantizme kapılmamak gerekir. Bir dinin eşitlik ilkesi ile toplumdaki insanların her zaman eşit muamele görmesi aynı şey değildir. İnsan toplumları, dinî ideallerin yanında kendi kabile, sınıf, cinsiyet ve kültürel alışkanlıklarını da taşırlar.

Bu nedenle “İslam geldi ve bütün sosyal ayrımlar tamamen ortadan kalktı” gibi basitleştirici bir anlatı yerine, dinî ilkelerle mevcut sosyal yapı arasındaki etkileşime bakmak daha açıklayıcıdır.

Tesbihatın herkes için aynı şekilde Allah’ı anmayı ifade etmesi, insanın toplumsal kimliklerinin Allah karşısındaki kulluk statüsünü belirlememesi gerektiğine dair güçlü bir sembolik anlam taşır.

Tesbihatın Manevî Boyutunu Sosyal Analizin Önüne Geçirmemek Gerekir

Sosyal faktörleri konuşurken önemli bir sınır var: Tesbihatı yalnızca sosyolojik bir olguya indirgememek.

Müslüman açısından “Sübhanallah” sadece toplumsal eşitliği hatırlatan bir slogan değildir. Allah’ı noksanlıklardan tenzih etme anlamına gelir. “Elhamdülillah” hamdi Allah’a yöneltir. “Allahu ekber” ise Allah’ın büyüklüğünü ifade eder.

Dolayısıyla tesbihatın merkezinde ibadet vardır.

Sosyal analiz bunun üzerine ikinci bir katman ekleyebilir: İnsan bu ibadeti hangi şartlarda yapıyor? Camiye erişimi var mı? Kendini güvende hissediyor mu? Kadın olduğu için dışlanıyor mu? Ekonomik koşulları ibadet zamanını etkiliyor mu? Etnik veya kültürel kimliği nedeniyle cami içinde görünmez bir mesafe hissediyor mu?

Bu sorular ibadetin manevî anlamını ortadan kaldırmaz. Aksine ibadetin toplumsal hayatta nasıl yaşandığını anlamamıza yardımcı olur.

Kişisel Deneyim ve Kaynak Konusunda Bir Not

Bu yazıda kişisel bir cami deneyimimi veya bireysel dinî yaşantımı kaynak gibi sunmuyorum. Böyle bir deneyimim varmış gibi anlatmak E-E-A-T açısından doğru olmaz. Değerlendirme; Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu’nun açıklamaları, Diyanet’in “Hadislerle İslâm” çalışmaları ve özellikle Sahih Müslim ile Sahih Buhârî’de yer alan rivayetler temelinde hazırlanmıştır. Tesbihatın farklı şekillerinin bulunduğu sonucunu özellikle hadis metinlerine dayandırıyorum. High Board of Religious Affairs+2Sunnah+2

Bu ayrım önemli; çünkü dinî konularda “ben böyle gördüm” ile “kaynaklarda böyle rivayet ediliyor” ifadelerinin aynı epistemik değere sahip olmadığı unutulmamalı.

Bugün İçin Bize Ne Söylüyor?

Bana göre bu konunun en dikkat çekici tarafı, çok basit görünen bir ibadetin aslında toplum hakkında birçok soru sordurabilmesi.

Hz. Peygamber’in namaz sonrasında Allah’ı zikretmesi, istiğfar etmesi ve farklı zikir biçimlerini öğretmesi, Müslümanın namazdan sonra da Allah’la bağını sürdürmesini gösteriyor. Fakat bu ibadeti toplumsal hayata taşıdığımızda, insanların aynı imkânlara sahip olmadığını da görüyoruz.

Kadının deneyimi, erkeğin deneyimiyle aynı olmayabilir. Çalışanın zamanı işvereninki kadar esnek olmayabilir. Farklı etnik kökenden gelen bir kişinin camideki sosyal deneyimi çoğunluğun deneyiminden farklılaşabilir. Yaşlı, engelli, çocuklu veya ekonomik açıdan zor durumda olan insanların ibadete erişim sorunları olabilir.

Bütün bunları konuşurken kimseyi otomatik olarak suçlu veya mağdur kategorisine koymadan, somut koşullara bakmak gerekiyor.

Çünkü belki de tesbihatın en güçlü sosyal mesajlarından biri burada ortaya çıkıyor: İnsanlar toplumsal statüleri ne olursa olsun aynı Allah’ı anarlar. Bu ortaklık, farklılıkları yok saymayı değil, farklılıkların insanın değerini belirlememesi gerektiğini hatırlatmayı mümkün kılar.

Forumda Tartışmaya Açık Sorular

1. Sizce günümüzde “Peygamberimizin tesbihatı” denildiğinde hadislerde geçen uygulamalarla camilerde yerleşmiş kültürel uygulamalar yeterince birbirinden ayrılıyor mu?

2. Kadınların camide namaz sonrası tesbihata katılabilmesi için yalnızca kapının açık olması yeterli midir, yoksa fiziksel ve sosyal şartların da ayrıca düşünülmesi gerekir mi?

3. Bir insanın ekonomik durumu, namaz sonrasında camide kalıp tesbihat yapma imkânını ne ölçüde etkileyebilir?

4. Erkeklerin kadınların cami deneyimini kolaylaştırmak konusunda sorumluluğu yalnızca “engel olmamak” mıdır, yoksa daha aktif sorumluluklar da var mıdır?

5. Farklı etnik veya kültürel kökenden gelen Müslümanların aynı tesbihat ifadelerini kullanması sizce gerçek bir sosyal eşitlik duygusu oluşturuyor mu?

6. Sizce dinî geleneklerde zaman içerisinde oluşan kültürel uygulamalar ile doğrudan hadislerle sabit olan uygulamaları ayırmak neden zorlaşıyor?

7. Tesbihatı sadece bireysel bir zikir olarak mı, yoksa Müslümanların sosyal statülerini aşan ortak bir ibadet deneyimi olarak mı değerlendirmek daha açıklayıcı olur?

8. En önemlisi: Namazdan sonra Allah’ı aynı kelimelerle anan insanların, gündelik hayatta birbirlerine karşı davranışlarında bu kulluk bilincini ne kadar yansıttığını nasıl anlayabiliriz?
 
Üst