Eskiden Üstü Kapalıçarşı verilen isim nedir ?

Koray

New member
Burada bilimsel yöntemin temel prensiplerinden biri devreye giriyor:

Birincil veya erken tarihli kaynaktaki rakamı doğrudan modern istatistik gibi kullanmamak gerekir.

Evliya Çelebi'nin anlatısı değerli bir tarihsel gözlemdir; ancak sayımların nasıl gerçekleştirildiğini, kategorilerin günümüzdeki kategorilerle birebir örtüşüp örtüşmediğini ve bazı sayıların abartı içerip içermediğini ayrıca araştırmak gerekir.

Bu nedenle tarih araştırmalarında tek kaynağa bağlı kalmak yerine vakfiyeler, mimari ölçümler, seyahatnameler, arşiv belgeleri, restorasyon raporları ve çağdaş akademik çalışmalar karşılaştırılır.

“Bedesten” Neden Sadece Bir Mimari Terim Değildi?

Bedestenin ekonomik işlevi kadar sosyal işlevi de vardı.

Akademik araştırmalarda bedestenlerin değerli malların saklandığı yer olmasının yanında esnafın ve tüccarların ticari faaliyetlerinin örgütlendiği merkezlerle ilişkili olduğu gösterilmektedir. Bazı araştırmalar bedestenlerde ticari defterlerin, belgelerin ve kasaların da korunduğuna dikkat çekmektedir. DergiPark

Bu açıdan bakıldığında Kapalıçarşı'nın geçmişini sadece “alışveriş tarihi” olarak değerlendirmek eksik kalır.

Burada güven, itibar, mesleki örgütlenme, esnaf ilişkileri, müşteri deneyimi ve sosyal etkileşim de ekonomik sistemin parçalarıydı.

Bu nokta özellikle farklı bakış açılarını değerlendirmek açısından ilginçtir. Veri odaklı bir yaklaşım, dükkân sayıları, mimari ölçüler, vakıf gelirleri, ticaret hacmi ve ürün çeşitliliği gibi ölçülebilir göstergeleri öne çıkarabilir. Sosyal tarih yaklaşımı ise aynı mekânın esnaf, müşteri, zanaatkâr, ziyaretçi ve farklı toplumsal gruplar açısından nasıl deneyimlendiğine bakar.

Bunlar birbirinin alternatifi değildir.

Tam tersine, sayısal veriler yapının ölçeğini; sosyal tarih ise bu ölçeğin insanlar üzerindeki anlamını ortaya çıkarabilir.

Bu nedenle “erkekler ekonomik ve analitik düşünür, kadınlar sosyal ve empatik düşünür” gibi biyolojik veya toplumsal genellemeler yapmak bilimsel açıdan doğru olmaz. Aynı birey içinde bile analitik ve empatik bakış açıları birlikte bulunabilir. Daha sağlıklı yöntem, cinsiyetlere kalıcı düşünme kalıpları yüklemek yerine farklı araştırma perspektiflerini karşılaştırmaktır.

Araştırmacılar Kapalıçarşı'yı Nasıl İnceliyor?

Kapalıçarşı hakkında güvenilir bir araştırma yapmak isteyen bir araştırmacının tek bir internet yazısına veya popüler tarih anlatısına dayanması yeterli değildir.

Daha sağlam bir yöntem birkaç aşamadan oluşabilir:

1. Tarihsel belge incelemesi: Vakfiyeler, seyahatnameler, arşiv belgeleri ve eski haritalar değerlendirilir.

2. Mimari analiz: Planlar, taşıyıcı sistem, kubbeler, duvar kalınlıkları ve yapıların birbirleriyle ilişkileri incelenir.

3. Morfolojik analiz: Çarşının zaman içerisinde nasıl büyüdüğü araştırılır.

4. Karşılaştırmalı analiz: İstanbul’daki bedestenler Bursa, Edirne veya diğer Osmanlı şehirlerindeki örneklerle karşılaştırılır.

5. Sosyal tarih analizi: Esnaf örgütleri, loncalar, ticaret ilişkileri ve kullanıcı deneyimleri değerlendirilir.

Sandal Bedesteni üzerine gerçekleştirilen akademik araştırmada da haritalar, çizimler ve fotoğraflar kullanılarak yapı ile çevresindeki kentsel doku arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu, Kapalıçarşı'nın yalnızca tarihî bir bina değil, aynı zamanda değişen şehir dokusunun parçası olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. ResearchGate+1

“Kapalıçarşı” Adı Ne Zaman Asıl Kimliği Haline Geldi?

Burada terminolojik bir dönüşümden söz etmek gerekir.

Başlangıçta önemli olan iki yapı Cevahir Bedesteni ve Sandal Bedesteni iken, bu yapıların çevresindeki ticari sokakların gelişmesiyle çok daha geniş bir çarşı sistemi ortaya çıktı. Zaman içerisinde yangınlar, depremler, onarımlar ve yeni yapılaşmalar bu dokuyu değiştirdi. Günümüzde gördüğümüz Kapalıçarşı, dolayısıyla tek bir dönemin donmuş mimari ürünü değil, yüzyıllar boyunca dönüşmüş bir kentsel organizmadır. Islamic Art Museum+1

Bu nedenle “eskiden Kapalıçarşı'nın adı bedestendi” demek kısmen doğru fakat eksik bir ifadedir.

Daha bilimsel ifade şudur:

Kapalıçarşı'nın tarihsel çekirdeğini oluşturan başlıca yapılara bedesten deniyordu; kompleksin bütünü için ise tarihsel kaynaklarda Çarşu-yı Kebir/Büyük Çarşı gibi adlandırmalar kullanılmıştır.

Peki “Üstü Kapalı Çarşı” İfadesi Nereden Geliyor?

“Kapalıçarşı” sözcüğünün bugünkü anlamını anlamak için mimari biçim ile ticari kurum arasındaki farkı görmek gerekiyor.

Modern bir alışveriş merkezi, baştan sona tek bir mimari proje olarak tasarlanabilir. Osmanlı Kapalıçarşısı ise daha karmaşık bir süreç sonucunda gelişmiştir. Bedestenler güvenli ticaret merkezleri olarak işlev görürken çevrelerinde dükkânlar ve hanlar ortaya çıkmış; zaman içinde açık alanların üzeri örtülmüş, yollar ve ticaret birimleri birbirine bağlanmıştır.

Akdeniz Üniversitesi'nde yayımlanan 2024 tarihli çalışma da Kapalıçarşı'nın çevresindeki açık pazarların ve ticari alanların zaman içerisinde örtülü sokaklar ve birbirine bağlı bir yol ağı oluşturduğunu ifade etmektedir. DergiPark

Bu nedenle “kapalı” sözcüğü yalnızca çatının varlığını değil, mekânsal olarak birbirine bağlanmış bir ticaret ağı fikrini de düşündürmektedir.

Sonuç: Eski Adı “Bedesten” miydi, “Çarşu-yı Kebir” miydi?

Sorunun en doğru cevabı, kavramları birbirinden ayırarak verilebilir.

Bedesten, Osmanlı ticaret sisteminde özel bir mimari ve ekonomik işleve sahip kapalı ticaret yapısının adıdır. İstanbul Kapalıçarşı'sının en önemli tarihsel çekirdeği Cevahir Bedesteni, yani Eski Bedesten/İç Bedestendir. İkinci çekirdek yapı ise Sandal Bedesteni, yani Yeni Bedestendir. İstanbul Ansiklopedisi+1

Çarşu-yı Kebir ise Büyük Çarşı anlamında Kapalıçarşı kompleksinin tarihsel adlandırmalarından biridir. İstanbul Ansiklopedisi

Dolayısıyla “Eskiden üstü kapalı çarşıya ne denirdi?” sorusunun kısa cevabı “bedesten” olabilir; fakat tarihsel olarak daha hassas cevap, bedestenin Kapalıçarşı'nın tamamının değil, onun çekirdeğini oluşturan özel ticaret yapılarının adı olduğu şeklindedir.

Asıl ilginç olan da burada başlıyor. Kapalıçarşı'yı yalnızca “eski bir alışveriş merkezi” olarak görmek yerine, Osmanlı şehir ekonomisinin, mimarisinin, güvenlik anlayışının ve sosyal ilişkilerinin birlikte şekillendirdiği tarihsel bir sistem olarak incelemek çok daha açıklayıcıdır.

Bugün çarşıda yürürken şu sorular üzerinde düşünmek bu nedenle anlamlı olabilir: Bir ticaret merkezini gerçekten “çarşı” yapan şey dükkânların sayısı mıdır, yoksa insanlar arasındaki ekonomik ve sosyal ilişkiler mi? Bedestenin güvenlik işlevi olmasaydı değerli malların ticareti aynı ölçekte gelişebilir miydi? Ve günümüz alışveriş merkezleriyle Kapalıçarşı arasındaki benzerlikler gerçekten mimaride mi, yoksa insanları aynı ekonomik ağ içinde buluşturma işlevinde mi aranmalıdır?

Bu sorular, “Kapalıçarşı'nın eski adı neydi?” gibi basit görünen bir tarih sorusunu, şehir tarihi, mimarlık, ekonomi ve sosyal tarih arasında kesişen çok daha kapsamlı bir araştırma problemine dönüştürüyor.
 
Üst